Yunus, tekkeyi terk eder. Bir hana sığınır. Bakar ki: Bir köşede dervişler HUUU çekmektedirler. Dervişin fikri ne ise; zikri de o dur misali onlara yaklaşır. Onlarla beraber zikirle meşgul olur.

          Yemek vakti gelince; bir devişin duasıyla yemek gelir yerler içerler… Gene zikre başlarlar. Bu olay hergün başka bir dervişin duasıyla tekrarlanır.  

           Sıra Yunus’a gelir. Dervişan der ki: “Arkadaş kaç gündür bizim duamızla karnını doyuruyorsun. Bugün de sen dua et de biz de karnımızı doyuralım.

         Yunus’u ateş basmıştır. Bu hiç hesapta yoktu… Ben tekkeyi tarketmiş adamım. Benim duamla hiç yemek gelir mi? Diye düşünür. Sonunda :” Allahım bunlar kimin adına dua etmişlerse; ben de O’nun hürmetine istiyorum. Ne olur beni bunlara mahcup etme…. Diye dua eder.

          Yunus’un yemeği daha kallavi bir gelir. Bu sefer dervişler şaşırırlar. Ve “ yahu arkadaş, sen kimsin? Senin mürşidin kim ki: Senin yemeğin daha okkalı geldi.” Diye sorarlar. Yunus; “ Vallahi arkadaşlar ben dergahı terk etmiş birisiyim.  Baktım olacak gibi değil. Siz kimin adına istemişseniz; ben de O’nun adına istedim. “ denmiş ve sormuş; “ Siz kimin adına istediniz?”

          Dervişler; bizim şeyhimiz Yunus EMRE’dir. O’nun adına istedik” demişler.

          Bu sefer Yunus şaşırır. Ve “Eyvah! Ben neymişim de haberim yokmuş.”der.  Ve tekrar dergahın yolunu tutar..

           Dergaha varınca; Sevde Hatun’u görür durumu anlatır. Hatun Yunus’a: “Sen şöyle kapının eşiğine uzan Tapduk Emre geçerken ayağına takılırsın. O “ bu kimdir?” der. Ben de: Yunus derim. “ Hangi YUNUS?” derse; hiçbir şey söylemeden çek git. Senin kaydın bu dergahtan silinmiş demektir. “Bizim YUNUS mu?” derse;  demek ki: Affedilmişsindir.

           Neticede. Tapduk Emre; “ Bizim Yunus mu” der. Yunus Emre kalkar, Tapduk emre’nin elini ayağını öper. Özür diler. Burada bir nokta koyalım.

           Her zaman olduğu gibi, Bu günlerde de olaylar değişik mecralarda seyrediyor. Neyzen Tevfik’in dediği gibi: “ acaba birileri p.çlerini mi bıraktılar da gittiler."

            İnsanın aklı hafsalası almıyor. Bir insan doğup büyüdüğü topraklara bu kadar ihanet edebilir mi? İnsanın içine sinmiyor. Ne halt olduğu belli olan böyle insanlara böyle sempati duyabilir mi? Bir insan; dinine, bayrağına, milletine, vatanına bu kadar düşmanlık yapabilir mi?

              Ne diyeyim? İnsanoğlu çiğ süt emmiş.  Haysiyetsiz şerefsiz oldu mu insan, böyle durumlar oluyor demek ki...

                Benim aklımın almadığı, bir gariban çocuğu 657 ye tabi, basit bir memur olacaktır. 5-6 ay hatta bir yıl hakkında tahkikat yapıyorlar. Hırlı mıdır? Hırsız mıdır diye? Muhtar ve ya herhangi birisi “ iyidir.” derse görev veriyorlar. Kötü derse yandı gülüm keten helva… Babanın emeğine mi yanarsın, annenin hayallerine mi? Yoksa gencin mahvolan umutlarına mı acırsın? Varın orasını siz düşünün.

                 Ya Hu arkadaş, bu millet derdine derman olsun diye; Vatana –Millete faydalı olsun diye; dinine- diyanetine, namusuna sahip çıksın diye; sözü sohbeti dinlenir, edep- irfan bilir, okumuş yazmış diye, bazı partilerin aday gösterdiği insanları aday olarak tayin eder veTBMM’ye gönderir.

                Basit bir memurluk için aylarca tahkikat yapan devlet, bu vekiller için tahkikat yapmaz mı? Bu insanların ne menem bir insan olduklarından bihaber midir? Yoksa, Hoca’nın dediği gibi:” Parayı verenin düdüğü çaldığı…” bir dünya mıdır?

                Genç bir kızı başörtüsünden dolayı okuldan atan, diplomasını almasına engel olan adalet; Bu vekil adaylarına işlemez mi? “Sen Namaz kılıyorsun. Gericisin.” diyerek; geleceği karartılanlara bakan, danıştay, Yargıtay bu meselelere bakamaz mı?Yargıtayın konusu bu değil midir?

                Yasin BÖRÜ olayını gerçekleştiren, 58 küsür insanın ölümüne sebep olan, Demirtaş’ın geçmişini görememişler midir?

                Demirtaş’ın dağda birileriyle resmi; "geçiyordum uğradım." hatırası mıdır? Yoksa: “Siz burda durun. Ben sizin adınıza TBMM’de gerekeni yaparım.” Demenin resmi midir?

                 Alçakdağ’ın sırtını dayadıklarından; Danıştay’ın, Anayasa Mahkemesinin haberleri yok mudur? ” Bilmem ne halt sizi, tükürüğüyle boğar.” Diyen hadsizin sözlerini duymadılar mı? “ Bilmem kimin heykelini dikeceğiz.” Derken söz sahibini duymadılar mı? Sağır sultanlar duydu eyyy ilgililer nerdesiniz? Duymadınız mı? Sağısanız; gözleriniz de görmüyor mu?

                 Ama ben ,hiçbir şeye bakmıyorum.  Yamalı bohça ancak bu kadar olur. Medeni yasalar İsviçre’den, Ceza yasaları İtalya’dan, İdari yasaları Fransa’dan, ticaret yasaları Almanyadan alınan yasalarla bu kadar oluyormuş demek ki…

                Ne olursa olsun arkadaş… Çöpçü de olsam, memur da olsam, amir de olsam çiftçi de olsam, işçi de olsam… Ben bu albayrağ’ın taraftarıyım. Kız kardeşimin gelinliği, Şehidimin son örtüsü olan bu albayrağın semalarda dalgalanması için, taraftarıyım.

                Günde beş defa yankılanan bu ezan-i Muhamedi’nin taraftarıyım. Bu ezanlar ki: Şahadetleri dinin temeli. Dediği; o temelin sağlam olması için taraftarıyım.

                Namusuma, edebime, hayama dil uzatanlara karşı taraftarım.

                Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Dediği o tertemiz namusun, mabedin, Vatan’ın bekçiliği için taraftarım.

                BU Vatanın, Bu milletin,  Bu bayrağın , istikbali için TARFTARIM ARKADAŞ!

                Kim bu vatan uğruna olmaz ki feda. Dediği Vatan için bir değil bin can feda için taraftarım.

                Varsın BM de ABD, Rusya istediği gibi at koştursunlar. Varsın AB Türkiye’yi içine almağı içine sindiremesin. Çünkü onlar “ Domuzun içinde bir koyun olmaz.” Diyorlar.

                Gerçi Benim de içim almıyor… Ben varım ya, sen varsın ya, o var ya… Sizi bir ,onlar varız ya yeterli.

                58 yıldır kapısında paspas olduğumuz yeter.

                10 günde Tapduk Emre, YUNUS’u affetti. Dergaha kabul etti ama onca yıldır batı; bizi içine almağı yediremedi. Onların kapısında eşik olup beklemektense; şerefli milletime can feda eden bir nefer olurum.

                Bu şeref bana yeter. Onun için ben bu millet için, bu devlet için, bu bayrak için; kıyamete kadar baki kalmaları için. TARFTARIM. YA SİZ?                                             ERDAL AKÇUKUR