Ulu Allah, kadın-erkek arasında var ettiği sevgi-aşk, saygı ve merhameti varlığının delillerinden saymaktadır;

"Yine sizin içinizden kendileriyle huzur bulasınız kendi türünüzden eşler yaratması, aranıza sevgi ve merhameti yerleştirmesi de O'nun mucizevi işaretlerinden biridir. Şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir topluluk için alınacak bir ders mutlaka vardır."(Rum:30/21)

Bedende başlayıp onu aşarak ruhu kucaklayan aşk, neticede hayat tohumunun toprağını bularak mahlukat ağacının en soylu meyvesi olan insana dönüşmektedir. Kainat nasıl cazibe ipliği sayesinde kaostan kurtuluyorsa, insan da Allah'ın rahmetinin tecellisi ile aşk'tan kaynaklanan bu cezbe sayesinde soyu tükenerek yok olmaktan kurtuluyor.

İslam, kadının Adem'in kaburga kemiğinden değil, Ademin yaratıldığı ham maddeden yaratıldığını söyler(Nisa: 4/1).

Kadın ve erkeği birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısı olarak görür. "Onlar sizin elbiseleriniz, siz de onların elbiselerisiniz." (Bakara:2/187) Giysi insanı güzelleştirir.

Allah eşlerin tıpkı giysi gibi birbirlerini güzelleştirmelerini, birbirlerini tamamlamalarını istiyor. Yine, "Onlarla güzel bir şekilde geçinin. Zira onlar size itici gelse bile, hoşlanmadığınız bir şeyde Allah bir çok hayır dilemiş olabilir." (Nisa:4/19)

Buyurmakla duygusal nedenlerle yuva yıkıp, kadını sokağa terk eden erkeği sorumluluğa davet etmektedir.

Öte yandan, erkeğe sunulan ilahi tekliflerin kadına da sunulduğunu, karşılığının eksiksiz olarak verileceğini şu ilahi mesajlar duyuruyor: "İnanan erkekler ve inanan kadınlar da birbirlerinin dostu, koruyucusudurlar. İyi ve doğru olanı önerir, kötü ve yanlış olanı önlerler. Ve namazı içtenlikle kılarlar, zekatı da seve seve verirler. Allah'a ve O'nun elçisine uyarlar. İşte onlardır Allah'ın rahmetini bahşedeceği kimseler. Çünkü her işinde mükemmel her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca Allah'tır. Allah inanan erkeklere ve inanan kadınlara zemininden ırmaklar çağlayan cennetler vaad etti. Orada daimi kalıcıdırlar. Dahası, o mutluluk diyarı olan cennetlerde göz kamaştırıcı konutlar vardır. Hele bir de Allah'tan gelen tarifi imkansız hoşnutluk, bu mutlulukların en büyüğü olacaktır. Bu, işte budur muhteşem zafer. (Tevbe: 9/71-72)

İslam dünyasında kadın-erkek ilişkilerinde önde gelen tartışma konularından biri kadının " Başkaldırma, geçimsizlik veya sadakatsizlik"etmesi halinde kocası tarafından dövülerek cezalandırılması Kur'ana dayandırılmata ise de bu doğru değildir.

"Erkekler kadınları koruyup gözeticisidirler. Çünkü Allah erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklerle donatmıştır. Bir de erkekler servetlerinden harcama yapmaktadırlar. Dürüst ve erdemli kadınlar hem Allah'a itaat eden, hem de Allah'ın koruduğu iffeti eşlerinin yokluğunda da koruyan kadınlardır.

Sadakatsizlik etmelerinden çekindiğiniz kadınlara gelince; onlara önce öğüt verin, sonra yataklarda yalnız bırakın. Nihayet geçici bir süre evden ayırın. daha sonra size itaat ederlerse, aşırı giderek onlar aleyhine bir yol benimsemeyin! Allah gerçekten yücedir, büyüktür." (Nisa: 4/34)

Baş kaldırmasından, ailedeki ahengi bozmasından, aile bütünlüğünü sarsmasından ya da sadakatsizlik etmesinden çekinilen kadınlara gelince;

a) Onlara öğüt verin. İletişim kurun sorun teşkil eden hususları konuşun, müzakere edin ve karara bağlayın.

b) Yataklarında yalnız bırakın... Yani bir süre onlarla birlikte olmayın,

c) Nihayet geçici bir süre ayırın Yani bulundukları yerden geçici olarak başka bir yere (Baba evi olabilir) gönderin. Ya da aranızdaki geçimsizlik giderilip sulh sağlanıncaya ve yuvanız dağılma tehlikesinden tamamen kurtuluncaya kadar siz evden ayrılın. Yahut, boşanmayı teklif edin.

"Sen ey peygamber! Eşlerine de ki: "Eğer sizler bu dünya hayatını ve onun ihtişamını istiyorsanız, gelin size dünyalığınızı vereyim ve sizi güzellikle bırakayım."(Ahzab:33/28)

İfk (İftira) olayından sonra Allah Elçisinin Ayşe anamızın Allah tarafından aklanmasına dair ayetler (Nur: 24/11-20) gelinceye kadar Hz. Ayşe'nin ifadesine göre sergilediği davranış tıpa tıp Nisa; 34. ayet ile Ahzab:28. ayetin fiili tefsiridir. Sünnete uygun olan davranışta budur.

Mustalik Oğulları ile yapılan bir savaş dönüşü Hz. Ayşe kaybettiği gerdanlığını aramak için Ordudan geri kalınca, artçı Komutan Safvan b. Muattal es-Sülemi tarafından bulunup Deveye bindirilerek orduya yetiştirilmişti. Bunu fırsat bilen Münafıklar, Müminlerin annesi Hz. Ayşe'ye (Haşa) zina isnad ederek iftira ettiler.

Gelen Vahiy tamamlanıp, Allah Elçisi vahyin ağırlığından kurtulunca;
- "Ey Aişe! Allah'a hamd et! Allah seni iftiracıların iftirasından kesinlikle temize çıkardı. Dedi. Annem;
- Kızım kalk ta Resulüllah'a teşekkür et ! Dedi. Ben;
- Hayır kalkmam ve yalnız Allah'a hamd ederim. Dedim.
Dedim ama bu benim davranışım sevinç karışımı bir naz idi. Allah'ıma Hamd ettim. Canımdan çok sevdiğim Peygamberime de teşekkür ettim. öylece aramız düzeldi" (Sahih-i Buhari, Tecridi Sarih: C. 8, Shf. 73-97).

İfk (İftira) hadisesini aklayan ilahi mesaj şöyledir: " Gerçek şu ki, iftirayı tasarlayanlar içinizden bir güruhtur. Siz ey iftiranın mağdurları! sanmayın ki bu size dokunan bir şerdir. Aksine bu sizin için bir hayırdır. Onlardan her birinin kazandığı günah oranında cezası vardır. Ama onlar içerisinden bu işin elebaşılığını üstlenen kimse var ya; onu korkunç bir azap beklemektedir." (Nur: 24/11)

Ayetten anlaşılacağı üzere Yüce Allah Hz. Ayşe Validemizin şahsında genel olarak kadının haysiyet, onur ve şerefini korumuş olmaktadır.
Olay; bireysel boyutuyla, iftiranın mağdurlarının sabırlarının sınanması ve karşılığını görmeleri,

Tarihsel boyutuyla, toplumun içindeki çürüklerin ortaya çıkarılması ve ayıklanması,

Evrensel boyutuyla, bu gibi durumlarda nasıl bir tutum ve tavır takınılacağına ilişkin bir model ortaya konulması neticesine ulaşmamızı sağlamıştır. Gelen haberlerin nasıl karşılanması gerektiğini Ulu Allah Şöyle açıklıyor:

" Bu iftirayı işittiğiniz de Mümin erkeklere ve kadınlar birbirleri hakkında iyi zanda bulunup ta , "Bu düpedüz iftiradır" demeleri gerekmez miydi? " ( Nur: 24/12)

Hüsnizan ya da suizan, kişinin kendi iç dünyası hakkında örtülü bir itiraftır. Hüsnizan kalbin duası, suizan kalbin bedduasıdır. Suizan, Kur'ana göre (Hücürat: 49/12) günahtır. O nedenle olaylara ilk bakışta hüsni zan esas olmalıdır.

"İftiracılar iddialarını ispat için dört şahit getirselerdi ya! Madem ki bu şahitleri getiremediler, onlar Allah katında yalancının ta kendileridirler."(Nur: 24/13)

Kur'ana göre zina suçu en az dört şahidin yakın ve açık tanıklığı ile sübut bulur. Bu, insanın onur ve şerefine verilen değerin bir ifadesidir.
İftiraya karşı dik duramayan ve kendilerini olayın akıntısına ve halkın dedikodusuna kaptıranları Allah şöyle uyarıyor;

"İşte bu yüzden, onu işitir işitmez: "Bu konuda konuşmak bize düşmez. Allahım! böyle bir iftiradan senin yüce zatına sığınırız! Bu dehşet bir iftiradır!" demeniz gerekmez miydi?"(Nur:24/16)

Bu ayette Ulu Allah zihinleri şöyle inşa ediyor; Ey iftiraya kulak kabartanlar! Siz anneniz makamında olan birini bir münafığın ağzından mı tanıyacaksınız? Zira haberin kaynağı, haberin amacını ele verir. Bunu bile fark edemediniz ise, olaya nereden bakacağınızı bilmiyorsunuz demektir.

Nisa 34. ayette geçen " NÜŞUZ " ve " VADRİBUHUNNE"kelimelerinin ne anlama geldiği hususuna gelince;

Ayette geçen " NUŞUZ ": " kelimesi "Naşiz" den: " isyan, başkaldırı, geçimsizlik" anlamlarına gelir.

Bu surenin 128. ayeti erkeğin " Nuşuz " undan söz ettiğine göre, kelimenin her iki eşi de kapsayan bir anlamı daha olmalıdır. O da " SADAKATSİZLİK " tir. Yani eşler arası mevcut güveni zedeleyip şiddetli geçimsizliğe yol açan davranışlardır. Kadının "NUŞUZU" nun öne çıkarılması, Nesil emniyetinden birinci derecede sorumlu olan tarafın kadın olmasındandır.

Geçimsiz ve güvensiz eşe karşı ayetin öngördüğü tedbirler aslında bir eğitim ve sulh metodu, bir barış sürecidir. Bu tedbirler eşlere zaman içinde birbirlerini daha iyi anlama fırsatı verecektir.

Ancak son maddede "belirtilen " Vadribuhunne" kelimesine "Onları dövün" anlamı yüklenirse anlaşma nasıl sağlanacak? Dövmek bir şiddettir. Hatta cezadır. Allah Teala bireye ceza verme yetkisi vermiş midir? Eğer durum böyleyse erkeğin kadına karşı sadakatsizlik ve geçimsizliğinden bahisle aralarında yapılacak anlaşmayı düzenleyen Nisa:128. ayette neden kadına da erkeği dövme hakkı tanımıyor?

Taberi'ye göre Nisa 34. ayet, kocası tarafından dayak atılan Kays kızı fatıma isimli, bir kadının Allah Elçisine şikayeti neticesinde Peygamberimizin aynı şiddette bir tokat'ın karısı tarafından kocasına atılmasına hükmetmesi üzerine inmiştir. Bu ayet inince Rasulullah " Ben bir şey diledim, Allah ise başka bir şey; şüphesiz Allah'ın dilediği daha hayırlıdır" (Hayat Kitabı Kur'an: Shf. 158) buyurmuştur.
Karı-koca arasında cereyan eden barış sürecinin üçüncü aşamasında " VADRİBUHUNNE" kelimesine " ONLARI DÖVÜN" diye anlam verilmesi anlaşmayı sağlayamaz, aksine daha da yokuşa sürer. Çünkü, İslam kimseye şahsi ceza verme hakkı tanımamıştır. Yani İslam Hukukunda İhkak-ı Hak yoktur. Daha açıkçası Allah bir kulunu islah için bir diğer kuluna şiddet uygulama hakkı vermez.

Öte yandan, " DARABE " Kur'anda; " Misal getirmek, Gezmek, ( Kayaya) vurmak, Mühürlemek, itmek, Mahkum etmek " anlamları yanında "İsnad etmek", " Nitelendirmek ", " Perde koymak", " salmak", "terk etmek", "layık olmak", "çarptırılmak", "düşkünleştirilmek", "sert vurmak", "Dövmek", yolculuğa çıkmak" anlamlarında kullanılmaktadır.

Bunlara ek olarak "DARABE" kelimesi; Namazla kullanılınca: Kılmak, Çadırla kullanılınca: Dikmek, Geceyle kullanılınca: Uzamak, Soğuk ve rüzgarla kullanılınca: İsabet etmek, Zarar vermek, Yol ile kullanılınca: yol açmak anlamlarını da ifade eder.

Yine bu kelimenin lügat anlamına baktığımızda oldukça geniş bir anlam zenginliği karşımıza çıkmaktadır; Mesela: Rızkın hayırlısını aramak, Yolculuğa çıkmak, yerine getirmek, Hızlı yürümek, Evde kalmak, Yüz çevirmek, Bir yönden başka bir yöne döndürmek, Engel olmak, Mahrum etmek, İstemek, Karakter, Herhangi bir şeyin türü-çeşidi, Her şeyin uzun olanı, Sık ağaçlı vadi, Katı beyaz bal, çise, tutmak, terk etmek, zaman geçmek, Yürümek, karıştırmak, dikmek, ip eğirmek, para basmak, mühür kazımak, pay ayırmak, vrgi koymak, bozguna uğratmak, meyletmek, tekrarlamak, vurmak, çarpmak, buğdayı başağından ayırmak, bombardıman etmek, müzik aleti çalmak, müzik yapmak, zorla kabul ettirmek, kovmak, hareket etmek, sefere çıkmak gibi anlamlarda kullanıldığını görmekteyiz. (Prof. Dr. Okuyan, Din ve Hayat, S. 60)

Bu kadar çok anlam ifade eden "DARABE" kelimesine neden bu anlamlardan birini yüklemediniz de dövmek anlamı verdiniz diye sorsalar; makul bir cevap veremeyiz sanırım.

Kaldı ki, Kur'anda canlıyı dövmenin tüm türleri yer almasına rağmen, bunların hiç birinde insan fiili olarak "DARABE" fiili ve türevleri kullanılmamıştır. Bu kelime Kur'anda, Enfal: 8/50 ve Muhammed: 47/27.ayetlerde "Dövmek"anlamında melek fiili olarak kullanılmaktadır.

Bu kelimenin kullanıldığı dövme eyleminde " Hafifçe vurmak" anlamı da yoktur. Aksine güçlü bir biçimde dövmek kastedilmektedir.

Allah Elçisi hayatının hiçbir döneminde eşlerine asla bir fiske vurmamıştır.

Şöyle ikaz ediyor Ashabını; " Siz eşlerinizi köle döver gibi dövmekten hiç utanmıyor musunuz? Gündüz dövüp gece birlikte oluyorsunuz öyle mi? " (Buhari: Nikah. 93).

Başka bir hadisi şerifinde; " Allah'ın hizmetkarlarını hiçbir zaman dövmeyiniz " ( Hayat Kitabı Kur'an. Shf. 158)buyuruyor.

Allah Elçisinin eşlerinden bazıları maddi sıkıntıları gerekçe göstererek şiddetli geçimsizliğe sebep olunca, Hz. Peygamber onları dövmeyi asla düşünmemiş, Kur'an da bu durumda "dövmeyi" değil, fakat yukarıda mealini verdiğimiz Ahzab suresi 28. ayeti gereğince ayrılmayı önermesini tavsiye etmiştir;

Eğer Allah Elçisi Nisa suresi 34. ayette belirtilen karı-koca arasındaki anlaşmazlığı giderecek olan eğitim ve diyalog sürecinin üçüncü aşamasına " onları dövün " anlamı verseydi, bunu açıkça söylerdi. Hatta " Kadınlarınızı dövmeyin!" tembihine bir istisna getirirdi.
Bunu yapmamıştır.

İfk (İftira) olayında Diyalog kurmuş, Ayşe annemiz Allah tarafından aklanıncaya kadar değil onunla aynı yatakta yatmak, yanına yakın dahi oturmamıştır. Bazılarının "Dövmek" anlamı verdiği üçüncü süreci de onu Annesinin evine göndermekle yerine getirmiştir ( Sahih-i Buhari, Tecridi Sarih. C. 8, shf. 73-97).

Öte yandan geçim sıkıntısı gerekçesiyle baş kaldıran eşlerine asla bir fiske vurmamış, Kur'anın tavsiyesine uyarak onlara ayrılma-boşanma teklif etmiştir (Ahzab:33/28).

Eğer Nisa 34'e "Dövmek" anlamı verseydi, Allah Elçisi eşleriyle yaşadığı şiddetli geçimsizlik sırasında onları döverdi.

Öyleyse ayetin manası dövmek değil, Peygamberimiz (S.A.V) in davrandığı gibi esasen kırk'a yakın anlamı bulunan "Darabe" sözcüğüne ya " Geçici bir süre için Anne-Baba evine göndermek" veya "boşanma teklif etmek" manası verilmesinin ilahi mesajın ruhuna daha uygun olacağı düşünülmektedir. Tabii ki, her şeyin en doğrusunu Yüce Allah bilir.

Eğer bu kelimeye geleneğin yüklediği " DÖVMEK" anlamı verilirse:
İslam, insanlığa eşlerini dövmeyi teşvik, hatta emreden bir din olarak lanse edilmiş olur,

Bu durum, Töre cinayetlerine dayanak teşkil eder,
Kadınlar hakkında onca tembihatına ve ihtarına rağmen Peygambere ters düşülmüş olur,

İslam Hukukunda ihkakı hak olmadığı halde, kocaya karısını dövme hakkı tanınarak Bireysel ceza verme eylemi icat edilmiş olur ki, bu İslam Hukukuna da Modern Hukuka da aykırılık teşkil eder,

Kur'anda dövmek, Celde (Nur Suresi:24/2) şeklinde düzenlenmiş bir cezadır. Zina edenlere uygulanır. Bu ceza yetkili kurullara değil, Kurana aykırı olarak kocaya infaz ettirilmiş olur,

Böyle bir uygulama İslam dünyasında aile içi şiddetin çoğalmasına neden olur,

Aile yuvasını kurtarmak için "azıcık dövülebilir" diyenler, İslam Dininin hor görülmesine, ondan korkulmasına, tiksinilmesine sebep olurlar.
                                                                       M. Sait Tandoğan