MSaitandogan @ gmail.com

Olabilir mi?
Ozanların dilinden düşürmediği, Ediplerin gönlünden çıkarmadığı, Eğitimcilerin hayalini kurduğu bir sevgi toplumu inşa edilebilir mi?

Yaratılmışları, ayırmaksızın yaratandan ötürü seven, insanların güvenini kazanan, Siyasilerin mum yakıp aradığı böyle bir topluluk kurulabilir mi? Ya da tarih böyle bir topluma tanıklık etmiş midir?

Bu soruların cevabını Kur'anın dışında ararsak, bulamayız. O zaman Kur'anda arayacağız.
"Öyleyse sizler hayra çağıran, meşru ve iyi olanı öneren, kötü ve yanlış olandan da sakındıran, ümmet/topluluk olmanın gereğini yapan bir ümmet olun! İşte onlardır ebedi saadete erecek olanlar."(Al-i İmran: 3/104)

Ümmet olmak öyle takım kurmak gibi basit bir iş değildir. Öncelikle insanlığa örnek olmak, bu da yetmez. Örnek olmanın yanında iyiyi, doğruyu ve güzeli tavsiye ederek insanlar arasında barışı tesis etmek, Müslümanlar arasındaki siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri yardımlaşmayı sağlamak, her tür anlaşmazlıkları gidermek gibi çok önemli görevleri vardır. Ayrıca sapan Millete doğru yolu göstermek de bu topluluğun görevidir.

Allah Elçisinin etrafında kümelenen ve bir çok kahramanlıklara imzasını atan Sahabe nesli tarihin ilk kez şahidi olduğu örnek nesildir. Bir daha gelir mi, gelmez mi? Bilinmez.

Temennimiz tekrar tarih sahnesine çıkarak, insanlığa Ku'an ışığında yön vermesi...Peygamber etrafındaki Neslin böyle bir nesil olduğunu Kur'an tescil etmiştir; " Siz, insanlık adına çıkarılmış en hayırlı Ümmet/Topluluksunuz; İyi ve doğru olanı önerir, kötü ve yanlış olandan sakındırırsınız. Zira Allah'a güvenip inanırsınız..." (Al-i İmran: 3/110) Yukarıda açıklamasını verdiğimiz 104. ayet'te Cenabı Hak, Muhammed Ümmetinin uyması gereken ilkeleri belirlemiş, bu ayette ise Ümmet-i Muhammed'in belirlenen ilkelere uyduğu için örnek ve hayırlı ümmet olduğunu beyan etmiştir. İşte bu topluluk Allah'a güvenen ve Allah'ın da kendilerine güvendiği topluluktur. Bu iki ayetten sonra şu ayeti Kerime Sevgi Toplumu olan Muhammed Ümmetinin misyonuna son noktayı koymaktadır;

" Derken, bu ilahi kelamı tebliğ işine kullarımızdan seçtiklerimizi varis kıldık. Fakat onların içersinden kimisi kendisine zulmeder, kimisi ortalama bir yol tutar, kimisi de Allah'ın izniyle her iyi şeyde öncülük eder. Bu, işte budur muhteşem zafer!" (Fatır:35/32) Sevgi toplumunda SEVGİ o derece önem kazanmıştır ki, Peygamberimizin bunu inanç ve güven gibi hayati değerlere bağladığını görüyoruz;

"Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi din kardeşi için de sevip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olamaz" (Buhari: İman.7, Müslim: İman.71)
Allah Elçisi imanda tam bir güven noktasına ulaşmayı inananların birbirini sevmesi şartına bağlamaktadır.

Öte yandan, Şanlı Peygamberimiz Cennete girmeyi de yine iman ve sevgi şartına bağlamaktadır;

" Canım güç ve kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız" ( Müslim: İman. 93-94, Tirmizi: Et'ime. 45, İbni Mace: Mukaddime. 9)

Yukarıda açık bir tarzda beyan edilen Kur'anî ve Peygamberî ölçülere uyulduğu zamanlarda toplum sevgi toplumu olmuş ve altın çağını yaşamıştır. Ne zaman ki, İlahi ölçülerden uzaklaşılmış, -Bugün olduğu gibi- toplum nefret, intikam ve zillet toplumu olmuştur
Haydi hep beraber Kur'anî ve Peygamberî ölçülerin ışığında SEVGİ TOPLUMUNAkoşalım... Ya Allah... Bismillah! Allahu Ekber!

Sait Tandoğan